21 Ekim 2017 Cumartesi

Coffee With Me ~ Vol.1 ➧➧ MAXIM - 모카골드 에스

Herkese selam!

Blogda yeni bir seri yapmaya karar verdim.
Denediğim farklı kahve çeşitlerini sizinle paylaşmak istiyorum.



Kore'den arkadaşlarımın gönderdiği hazır kahveler ile başlayacağım^^

➧  MAXIM - 모카골드 에스 
Korece okunuşu: "Mekşim - Mokha Goldı Esı"
      (Maxim - Mocha Gold S)


Kahve, şeker ve kremadan oluşan mix şeklinde.
Fakat bizim üçü bir arada kahvelerimiz gibi hepsi iç içe geçmiş değil.



Bardağa boşaltırken önce kahve, ardından krema ve en son şeker geliyor.
Eğer şekeri bana çok diyorsanız kendinize göre ayarlayabiliyorsunuz.

Koreliler kahvelerini yoğun sevdikleri için özellikle 
mix kahvelerde kahvelerini su miktarını az tutarak yapıyorlar.


İçimi çok rahat ve leziz bir kahve~
Sıcak ve soğuk olarak tüketebilirsiniz^^







20 Ekim 2017 Cuma

L'avenir


Düşüncelerin akıp gitmesiyle sizi sessizliğe davet eden bir film L'avenir.
Gelecek Günler demişler Türkçe'sine. Günler gelmiş ve geçmiş aslında..

Kurguladığı dünyanın gerçekliği ve seçilen mevsimlerin uyumu arasında size tek düşen ayrıntılara takılmanıza gerek kalmadan seyre dalmak.

Film, ana karakterin felsefe öğretmeni olarak çalıştığı okulda, kitaplarla dolu bir evde, deniz kıyısında yıllanmış ama yılların etkisiyle bir kimlik kazanmış güzel bir yazlıkta, eski bir model olan yaşlı annenin kedisi ile yaşadığı dağınık evde ve Fransa dağlarının herhangi birine konmuş büyük, kalabalık ve sakin bir dağ evinde geçiyor.

Her yerde huzur hakim.
Huzursuzluğun ortasında dahi sinirlenmek yok, öfke yok.
Düşüncelerin doğru bir şekilde aktarılmasıyla birliktelikler de kuruluyor, hayatlar da birbirinden ayrılıyor.

Doğaya ve kitaplara sığınmak için,
Biraz sakinleşmeye ve konuştuğumuzda anlaşabileceğimiz birilerine ihtiyacımız varken izlenesi bir film.



"Eğer istediğini elde edersen daha az mutlu olursun. 
Sadece mutluluğa ulaşmadan önceki o an gerçekten mutlusundur."
.
.
.






-Bu filmi öneren CNBLUE'dan Lee Jonghyun'a teşekkürler-

24 Ağustos 2017 Perşembe

Danger! K-Pop Giremez!

Bugün tüm hayatımı sorguladığım o olağan günlerden bir gün. Kendimi ve çevremdekileri, hayatımı ve gidişatını. Böyle zamanlarda odamda karanlıkta oturup sessizce tavanı seyretmek birinci etkinliğim olsa da, bazen kendime kendimle eziyet etmektense müzik dinleyerek yürüyüş yapmayı tercih ettiğim zamanlar olur. İşte bugün de böyle yaptım. Ben bir K-Pop aşığı değilim, hatta belki nefret ediyor bile olabilirim ya da anlamıyorum belki de. Koreceyi öğrenmeden önce her şarkının anlamına bakar öyle dinlerdim. Açıkçası bir şarkının söylemek istedikleri bana göre çok önemli, yani sözleri ama o disco müziği değil. Bu yüzden belki de K-Pop'u anlayamıyorum ama dinleyenlere de tabi saygı duyuyorum (bir psikopat derecesinde değillerse tabi ki, yani Oppa!! Oppa!! diye geberiyor, Oppasının don rengine kadar biliyorlarsa bu normal değil. Üzgünüm...) Benim düşünceme göre K-Pop'ta anlam yok, his yok, duygu yok!! Eğer ki hayat bana güzel, 신나게 춤만 추자!! (o zaman dens!) diyorsanız o başka tabi. Peki şimdi bana şunu sorabilirsiniz, ben Korece bilmiyorum, anlamını nasıl anlicam hacı? Merak etmeyin, önereceğim şarkıları anlamak için dil bilmeniz değil hissetmeniz yeter. Korece bilmediğim zamanla şu zaman arasında şarkılardan aldığım tat farklı değil. Dinlediğinizde siz de anlayacaksınız. ^^

Neyse... Peki ben ne dinliyorum. Benim dinlediğim tarz Kore'de K-Indie olarak geçiyor, bunun yanısıra bazen damardan denebilen Ballad'lar, K-Rock da var. Hadi o zaman, loş bir odaya gidiniz, kulaklığınızı takıp, önerdiğim şarkıları teker teker dinleyiniz. Zira seansımız bittiğinde uyumak isteyeceksiniz, ama sıkılmaktan değil hafiflikten...

못 - 헛되었어

담소네공방 - 사람들은 왜

노리플라이 - 여정

자우림- 스물다섯, 스물하나

요조 - 보는 사람

장희원 - 나무에 걸린 물고기

홍재목 - Snowdrop

젊은이 - 걸어도 걸어도

조정희 - Waltz for S.P

문문 - ROACH

젊은이 - 떠나

이나래 - like a star

도마 - 이유도 없이 나는 섬으로 가네

Bu şarkılar kalbinizi avcuna alıp önce sıkıp acıtan sonra üzülüp okşayıp yine de sizi sizin kadar anlayan şarkılardı. Yaklaşık bir saatinizi verdikten sonra dinlediğiniz bu güzellikler umarım beni teselli ettiği kadar size de yaramıştır. Ah içim çürüdü mü dediniz yoksa?? Napalım ben hayatının büyük çoğunluğunda depresif bi insandım. Ama merak etmeyin eğer bu yazım beğenilirse aşık olanlar, olmak isteyenler ve ya havalar güzel deyip mavi gökyüzünün bile mutlu ettiği o sevgi pıtırcıklarına da bir liste yapacağım.

Neyse bu karmaşık duygularla sizi baş başa bırakıyorum. Şimdi gözleri kapatıp rüyalar kurmanın tam zamanıdır.

또 봅시다!





23 Ağustos 2017 Çarşamba

Lee Sang Yoon'dan Seçmeler

Ne yapsa yakışıyor ne yapsa üstesinden geliyor denecek nadir insanlardan bu güzel insan. Büründüğü her rolün hakkını veriyor ve asla kendini tekrarlamıyor. Seçtiği roller de üzerine öyle güzel yakışıyor ki senaryo tercihinde gösterdiği nadidelik de irdelenmeden geçilecek gibi değil. Oyunculuğunu bu kadar geç keşfetmek üzüntü veriyor. Ne olurdu daha erken başlasaydı oyunculuğa ha! Nolurduğğğğğ!!!!!


ANGEL EYES


İzlediğim ilk dizisiydi. Başlarda pek sarmadı. Aslında sonlara doğru da sarmadı. Sanırsam 10. bölümde bıraktım. Ama neden bıraktım bir sor! Kadın başrol illallah ettiriyor da ondan. Yani Boys Over Flowers'ı bitirmiş olmam bile bir mucize bu kadın yüzünden. Halbuki dizi ne kadar ponçik ne kadar içten bir o kadar da güzel senaryolu ve Sangyoon'lu. Vıcık değil, konusu da ilginç. diyecek fazla söz yok bu dizi için. Nitekim çok hatırımda da kalmamış soğriii. Ama izleyin, izlettirin.

TWENTY AGAIN / SECOND TIME TWENTY YEARS OLD


Ahh... My meymun. Burada ikinci kez aşık oldum ona. ilk izlediğimde sevmiştim. Sonra dün içimden yeniden izlemek geldi. Bir günde bitirdim ve tekrar aşık oldum. İlk aşık oluşum bir sonraki bahsedeceğim On The Way To the Airport dizisinde olmuştu. Bunu ikinci kez izleyince roller arasında asfaltları ağlatan geçişine şahit olunca tekrar aşıkladım. Bakayım iyi mi yapmışım? Valla iyi yapmışım. Hem yetişkin dizisi hem de üniversite hayatını içermesiyle beni iki yönlü vurdu. Sıradan insanların hiç de sıradan olmayan düşünce şekli ve insanın insana saygı duymasındaki güzelliği bir kez daha gözüme soktu bu dizi. Gerçek hayatta hepimiz nasıl da çocuksu ve çirkiniz. Yüzüme bir tokat gibi fışkırtıldı bu sefillik yeniden. Mutlu son mu? Kişiye göre değişir. Benim için mutlu bir sondu. Her ne kadar açık uçlar kadar tiskindiğim bir şey olmasa da dünyada, bu dizi ucu biraz daha açık bitirilebilinirdi. Neden olmasındı? Ama böyle de güzeldi.

En sevdiğim ost'ları da şöyle bırakayım.


Roy Kim - You Don't Love Me


Jung Joonil - Fine Day


Yoo Sung Eun - Oh You Yeah You

ON THE WAY TO THE AIRPORT


Airport falan deyince uçaklı bir afiş bekliyor insan değil mi? Halbusi ki dizinin havaalanıyla olan tek bağlantısı kadın başrolümüzün hostes olması ve beyimizin zırtpırt yurt dışına gidecek kadar, bu kuyunun suyu nereden geliyor şeklinde akıllara zarar getirecek zenginliğiyle sınırlı kalıyor. Sahiden de bu dizide gerçekliğe en yakın olmayan kısım burasıydı. Adamın öyle pek matah da bir işi yoktu ancak canı kadını görmek isteyince soluğu Tayland' da alıyordu nasılsa. Hem de son dakika biletleriyle! Gel gelelim benim de dahil olduğum fakir kesimimiz bu lüksü asla kabul edemeyecek, içine sindiremeyecek ve diziyle alakasını kesecek raddeye bile gelebilirdi. Ancak dizide gerçekliğe uzak olan tek kısım bu değil. Başrollerimizin öyle kafa yapıları var ki, bknz: gerçekleşen bir olay sonucunda karşı tarafın göstereceği o ütopik tepkiyi adeta genel geçer insan tipinin verebileceği alelade bir tepki olarak düşünüp anında empati yapmak suretiyle zihin okumaları vb. sizi bu ütopik düşünce tarzının genel geçer olduğuna ikna edebilecek bir inandırıcılıkla davranıyorlar. Halbuki ikisi de yaygın insan tipinden o kadar uzaklar ki. Ve bu asla kötü bir şey değil -en azından bu dizi için- Kısacası absürt durumlara verdikleri olgun tepkilerin bende uyandırdığı yankı bambaşkaydı. Normal bir insanda gözlemleyemeyeceğiniz bu olgun tepkiler beni her iki karaktere de hayran bırakarak aşık etti. Kim Haneul her ne kadar yaşına taş çıkartan bir vücuda sahip olsa da Lee Sang Yoon'cuğumuzun yanında daha güzel bir çehre görmek istiyor insan. Öyle temiz öyle mis öyle çiçek gibi tazecik kıymetli bir tanecik ki insan hep kendi gibi güzel şeylerle beraber olsun istiyor o. Yine de bundan kötüsü de olabilirdi diyerek kendimizi avutuyor ve bu konuyu kapatıyoruz.

WHISPER


Bir gün bir Sangyoon temalı yeni bir dizi yeni bir Sangyoon. Burada kendisi iyi adam-turn to kötü adam-turn to iyi adam(neredeyse). Bunun da hakkını vermiş mi? Hıhı vermiş. Asla kumda oynamıyor asla kötü durmuyor. Bu dizide beni benden alan tek şey, hısımlarıyla olan güç savaşında her hamlelerini uygulamadan önce birbirlerine haber vermeleriydi. Hayır, her atacağın adımı neden söylüyorsun abe kazma. Hısmı da ondan keriz o da söylüyor. Kimse de demiyor ki biz neden her yaptığımızı gidip çatır çatır söylüyoruz. Sonuna kadar da böyle gitti. Tam kazanacak duruma geliyor biri, bir bakıyorsun yine gidip "Bu sefer ben kazanacağım bak sana bir tuzak kurdum muhaha!!!" diye haber veriyor, karşı taraf da "Tanrım senden razı olsun, böyle düşmanım olsun bin yaşasın!" deyip ona bir counter attack hazırlıyor ve bu böylece uzayıp gidiyor. E 16 bölüm gel de bunu izle şimdi. Gerçekten yapamadım. Halbuki Secret'dan sonra, gördüğüm en güzel enemy-turn-to-lover kadın-erkek ilişkisini yaşıyorlardı, ama... olmadı, tutunamadım. Belki günün birinde çok çaresiz kalır ve "yarım bıraktığım dizileri tekrar izliyorum günü" yaparsam devam ederim. Yine de imdb tutumuyla bir puan verecek olursam 6'dan düşük vermezdim. Gisel yani.

Sevgili Lee Sangyoon'cuğumuzun hiç yaşlanmamasını ve daha nice dizilerini görmek dileğiyle, esenlikle kalın sevgili yer elmaları.

Enjoy.


20 Şubat 2017 Pazartesi

Underrated KPOP Bands: DAY6 ver.

Wow, been a long time!

Prejudgements! One of my favorite things. That's because I'm right in eighty-five percent of the time. But sometimes, it seems that I might be wrong as well. Just a few weeks ago I decided to give another chance to one of these prejudiced groups by me: DAY6.

First song of them that I listened to was "You were beautiful" a.k.a 예뻤어. Ahhh... What to say. YoungK's angelic voice got me weak. 

DAY6 - You Were Beautiful

17 Ekim 2016 Pazartesi

Polonya'da Erasmus

Önce başvuru tarihini bekleyelim piliz, yok efendim Polonya'da Gıda Mühendisliği olan okul bulabilir miyim tatatası yapmayalım. Zaten okulun sana birkaç seçenek verecek bildiğin dillere göre. Arasından gönlünce seçersin o zaman. Gerekli belgeleri hazırladın mı? Başvurdun mu? Kabul de mi edildin? Güzeeel... Şimdi sözlü mülakat. Çok tırsıtmamıza gerek yok. 1 dakikalık bir İngilizce muhabbet bu. Adınız, bölümünüz, neden yurt dışına gitmek istiyorsunuz (bana bunu bile sormadılar), tercihlerinizden en çok hangi okula gitseniz memnun kalırdınız (tabi ki ilk sıradaki okulu söyleyeceğiz), seçilirseniz kesin gidecek misiniz (zaten gitmeyecekseniz piliz "evet" deyip sizin yerinize gidebilecek bir arkadaşın hakkını yemeyin) gibi gibi gibi... Burada söylediklerinizden sadece "Kesin gidecek misiniz?" kısmına dikkat ediliyordur muhtemelen. O yüzden, no hasch hasch no vitamin.

Asil listeye girdiğiniz zaman yapacağınız şey: O Erasmus ofisine gidip gerekli gereksiz her şeyi sorun. Banka hesapları, hibeler ne zaman ne kadar yatıyor, sağlık sigortasını ne kadarlık kime yaptırayım lalala... En önemlisi LA denilen o nalatler olası, evlerine ateşler yağası Learning Agreement. (Bknz: öğrenim sözleşmesi) O belgeyi doldururken önceden sizin bölümünüzden, - mümkünse- sizin okulunuza gidip gelmiş bir hanım abla veya hanımbeyden o belgenin bir nüshasını isteyin zira size gönderilen belge güncellenmemiş olabilir veya açılması olası dersler sizin listenizde olmayabilir. Tedbir önemli. O -yine- naletler olası Erasmus koordinatörünün odasına gerekirse 20 kere gidip sorun. Çünkü belgeyi kabul etmemek için ellerinden geleni yapıyor bacağı kıllılar.

Belgeleriniz onayalandı, pasaportunuz da hazır -ki o ap ayrı bir mesele. Bakınız: son ana bırakmayın.- vizenizi de verdiler (çünkü karşı okuldan kabul mektubu geldi ve siz uçak biletiymiş, kalacak yermiş, hesabınızda bilmem kaç yüz milyorlar olması gerekiyormuş zırvalıklarına mahsur kalmadan başvurabildiniz vizeye). Şimdi al işte o uçak biletini. Ama erken al. Her şeyi erken yap. Aktarmalı al. Uzun olsun hatta aktarman. Ama ucuz olsun. Zira para oraya gidince lazım, giderken değil. Valizini de doldurma. Ben 20 kilo bagaj, 8 kilo da sırt çantasıyla geldim, pişman mıyım? Nö. Bence kafi. Yalnız gelirken botunuzu ve kabanınızı üstünüze giyin zira birkaç gün sonra yok efendim benim popişim dondu, ben bu kadar soğuğa alışık değilim demeyin.

26 Ağustos 2016 Cuma

K-Indie Şarkı Keşiflerim

Üstünüze afiyet bu yakınlarda bütün dizi, müzik iştahımı kaybetmişim biraz. Hani bu kpop alameti dipsiz bir kuyu ya, adeta kuyunun dibini gördüm yani. O kadar fazla içli dışlı oldum anlayacağınız. Sonra haliyle bir bıkkınlık, tiskinti geldi. Ben baktım, ben bir de ne göreyim, hayatım olmuş kpop. Dedim sen orda bir dur, bir silkelen, kendine gel. İnsanlar soruyor: hobilerin ne, ne yapmaktan hoşlanırsın, film sever misin, dizi izler misin, spor yapıyor musun? Yok, yok yani öyle bir şey. Güncel takip etmekten ben benliğimi kaybetmişim. Kim ne zaman comeback yapacakmış, bilmemnenin dizisi ne zaman çıkıyormuş, dizideki rolü neymiş, oynadığı reklam filmini falanca filan kişi yönetiyormuş... Yahu senana! Tamam, yine takip et, bil de... Bu kadar da değil.

Sonra haliyle dediğim gibi bir uzaklaştırdım kendimi, kabuğuma çekildim. Ne dizi, ne yeni müzikler. Comeback'lere bile heyecanlanmaz oldum. Adeta vücudumun bir parçası haline gelmiş, favori uzuvlarım arasında yerini almış kulaklığımı bile kullanmaz olmuşum böyle.

Geçenlerde youtube'larken bir mix açayım dedim. O da indie listmiş. Tanrımlar! Size şükürler olsun. Bir şarkı bitiyor, diğeri başlıyor. Hepsi de mi şokella olur? Böyle adeta modum düzeldi. Indir indir o albümleri... Biraz buraya da koyayım da siz de şaapın, böyle içiniz güzeleşsin. Bu tarzı çok seven Micky-ssi'ye de bir selam çakayım burdan <3

AUTUMN VACATION - SOMETIMES, I WANT TO HUG YOU LIKE CRAZY

(가을 방학 - 가끔 미치도록 네가 안고 싶어질 때가 있어)



İsmi bile güzel yahu! Nasıl bir şarkıdır bu. Şarkıyı IU da söylemiş, çok da güzel coverlamış. Aferin ona. E tabi şarkıyı sevip albümü indirmemek olmaz. Onu da indirdim. Hiç de pişman olmadım.