14 Ocak 2018 Pazar

Kitap Toplulukları vs. Online Kitap Toplulukları

İnternetten gördüğüm kitap toplulukları ilanlarına her zaman hayranlıkla bakarım.
Bir kitap belirleyip o kitabı hafta boyunca okuyup, notlar çıkarıp sonraki haftasonunda sevdiğin, altını çizdiğin yerleri birbirine sesli okurken belki de hiç düşünmediğin bir açıdan kitaba tekrar bakmış olursun.

Yaşadığım şehirde var olan bir kitap topluluğu yok.
Arkadaşlarım ile kitap üzerine oluşturabileceğim bir topluluk da söz konusu değil.  Çünkü çoğu iş-güç derdine düşüp tüm haftasonunu dinlenmeye ve takılmaya adıyorlar. Daha doğrusu kitap onlar için öncelikli sırada yer almıyor. Kalbimde bunun bir ağırlık yapmasından belki de onların haftasonuna dahil olmamayı tercih ediyorum uzun süredir. Kendi kendime kitaplarımı seçip, ya kütüphaneden edinip ya alıp ya da internetten indirerek okuyorum. Altını çiziyorum. Not defterime notlar alıyorum.
Mutluyum böylece.

Ama  kitap topluluklarına hala hayranlıkla bakmaya devam ediyorum. Kitap okumaktan hoşlanan insanların bir araya gelmeleri zor olmasa gerek.. diye düşünürken kendimi yeni yılda bir kitap topluluğunun içindeymişçesine hissettirecek bir oluşuma yanaşırken buldum. Goodreads'te takip ettiğim okurlar sanki anlaşmışçasına birer birer bir gruba üye olurlarken onların bu üyeliği benim anasayfama düşüyordu. Daha önce duyup duymadığımı dahi hatırlamıyorum ama yabancılık çekmediğim bir organizasyona bakarken buluyorum kendimi; bizim büyük challenge'ımız - 2018


Belirledikleri konu başlıkları altında 2018'de okuyacakları kitapları seçen okurlar bir nevi kendileri ile iddaalaşıyorlar.  Neden olmasın diyorum^^^

Hepimiz aynı kitabı okumaktansa belirli konu başlığı altında kitap okurken de aynı topluluğun üyesi olabiliriz. -Yazar burada toplumun bireylerinin üyelik ihtiyacını sorguladı kendi içinde- Neyse listeyi inceledim maddeler hoşuma gitti. Katılımcılara da tag e tıkayıp şöyle bir göz attığımda neredeyse hepsinin bu listeyi sabırsızlıkla beklediğini hatta bu listeye göre kitap seçimlerini bile çoktan yaparak okuma listelerini belirlediklerini gördüm. Bu şekilde ilginin olduğunu da görünce içimde kitaplara hayatlarında öncelik verenlerle karşılaştığımda oluşan minik kitap kurtları figürleri el ele tutuşup dans etmeye başladı. :)

Ben listeyi buraya eklemeye karar verdim. Ama her bir madde için şimdilik kitap belirlemiyorum. Sıradan devam ettikçe maddeye uygun kitaba o zaman karar vermeyi tercih edeceğim. Burada da okuduklarımı veya seçtiklerimi ya süreç içerisinde ya da en son yazabilirim. Belki de listenin ortasında.. Bilemiyorum.


Listeyi takip edecekler buraya yorum bırakırsa hep birlikte dansa başlayabiliriz.^^ 


Listeyi ekleyip ilk kitabımı seçmeye ayrılıyorum, sevgiler~~





10 Aralık 2017 Pazar

Basit Ve Oldukça Hafif Bir Tatlı: Cheesecake !

Evet Cheesecake ve hafiflik pek yan yana gelmesi muhtemel iki kelime değiller. Ama geçenlerde bulduğum şeker hastaları için yapılmış olan tarifi biraz değiştirdim ve mükemmel bir sonuç ortaya çıktığını düşünüyorum. 🙆 Lafı uzatmadan tarifi verip arkasından neden böyle bir tarif uyguladığıma geçeceğim...

                                                                                 Malzemeler:
  • 2 paket yağsız labne
  • 2 yumurta
  • 2 yemek kaşığı yulaf kepeği
  • 2 yemek kaşığı pudra şekeri (yok ben daha tatlı istiyorum derseniz miktarı arttırabilirsiniz veya toz şeker de kullanabilirsiniz)
  • yarım paket vanilya
  • 2 yemek kaşığı kuru üzüm
  • 2 yemek kaşığı dolmalık fıstık (Bunun yerine fındık da olur ceviz de olur)




         Üzeri için:
  • Böğürtlen (20 gr)
  • 1 tatlı kaşığı pudra şekeri
  • 5 adet nane

💜Tüm malzemeleri mutfak robotunda karıştırın. Ardından iyice yağlanmış bir kalıba (tereyağ ile yağlarsanız kalıptan daha kolay çıkartırsınız) döküp 150 dereceye ayarlanmış fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin. (saate bakmayı unuttuğum için sanırım bi 15 dk kadar olması lazım pişirme süresi) Pişip soğuduktan sonra üzerine mutfak robotunda pudra şekeri ile püre haline getirdiğiniz böğürtleni dökerek taze nane yaprağı ile servis edin.

💚Şimdi gelelim neden o kadar güzelim cheesecake tarifleri dururken böyle bir tarifi denedim? Cevap çok basit: Cheesecake'ten nefret ediyorum. Yerken o aşırı tatlılığı felan midemi bulandırıyor. Altındaki bisküvi katmanı şekerli, ortası çok yağlı üstündeki soslar ise berbat ... Ama gelin görün ki erkek arkadaşım cheesecake delisi... Mecbur bir şekilde sevip ve yapmasını öğrenmem lazımdı 💆 Bir güzel hazırladım aynı bu fotoğraftaki gibi sonra kaba koydum bir saat sonra buluştuğumuzda bak sana ne yaptım diye diye mutlu mutlu açıp verdiğimde aldığım tepki 'ıyy bu ne ya' oldu. Haksızda sayılmaz tabi çantamda taklalar atınca sosu her bir tarafa yayılmıştı. Ama lezzetli buldu ve üzerindeki sosu böğürtlen değil de çikolatalı bir sos olsa daha çok beğeneceğini söyledi.Çünkü şekeri ona göre hiç yok bir de böğürtlen sevmediğini de o an öğrenmiş oldum 😒.. (uyuz şey 😡) 
Onun haricinde ev halkı gayet beğendi ben ise bayıldım tadı tam hayal ettiğim gibi oldu. Meyveli ekşimsi hafif bir tatlı...
💛.💛Orijinal tarifinde tabi ki pudra şekeri yoktu. Tatlandırıcı vardı. Bir de çilek ile yapılmıştı. Fakat Aralık ayında çilek bulamazdım. Sonradan sevgili anneciğimin benim için zamanında buzluğa atmış olduğu böğürtlenler aklıma geldi de onları kullandım. Daha da tatlı olsun ama meyveli de olsun derseniz taneli çilek reçeli veya vişne reçeli de efsane olur. Ya da nutellayı sıcak suda bekletip iyice akışkan hale getirip üzerine dökebilirsiniz 💖

3 Kasım 2017 Cuma

Ayla - 2017



Kore ve Türkiye'nin diplomatik ilişkilerinin başlangıcının 60. yılı bu yıl. Diplomasinin yanı sıra iki ülke arasındaki dostluk ve kan kardeşliğin de başlangıcının 67 yılı. Birbirinden binlerce kilometre uzakta bu iki ülkenin insanları bir savaş ortamında tanıştılar. 1950 yılında barış için omuz omuza mücadele etmenin onurunu birlikte yaşadılar. 67 yıl geçti geçmesine ama iki halk barış için birlikte verdikleri mücadelelerini unutmadı, birbirlerinin zor zamanlarında yan yana olmaya devam etti. 

Ama bir hikaye vardı ki o işte hiç unutulmadı ve 2010 yılına kadar hep bir sızı olarak yüreklerde kaldı. Ta ki baba kız tekrar buluşana kadar. Kore ile ilgilenen pek çok kişinin bildiği olay ya da izlediği bir belgesel olan Türk baba- Koreli kızın hikayesi şimdi sinema perdesine taşındı. 

Tıklım tıklım salonda herkese aynı duyguyu geçiren bir film olarak hem de. Savaşın acımasızlığını, savaş ortamında minicik çocukların yalnızlıklarını ve korkularını, insanî duygularımızı bize tekrar hatırlatan bir film olarak geldi tam da dünyanın çok da uzak olmayan yerlerinde aynıları yaşanırken. 

Sadece Kore - Türkiye dostluğunun değil, iki insanın birbirine savaş ortamında tutunmasının da hikayesi bu, sonu mutlu biten! 

Bence sinemalarda iken fırsatınız olduğunda hemen biletinizi kapın!

27 Ekim 2017 Cuma

Mine vaganti


En sevdiğim Ferzan Özpetek filmlerinden biridir Serseri Mayınlar.

Önce güldürür doyasıya ama sonunda bir cız.. Gözlerine dolar gider yaşlar.

Hikayesiyle, her bir karakteriyle, her sahnesiyle sıcacıktır.

Aklında İtalya'da geçirdiğin unutulmaz günler, ağzında o son içtiğin şarabın buruk tadı, kalbinde ise serseri mayın gibi hayatını karıştırıp gidenler.. O yüzden bazen kahkaha ve bazen hüzün.. Tıpkı hayat gibi bir film~




"Çünkü hayat, başkalarının istediğini yaparsan yaşanılır olmaz"


21 Ekim 2017 Cumartesi

L'avenir


Düşüncelerin akıp gitmesiyle sizi sessizliğe davet eden bir film L'avenir.
Gelecek Günler demişler Türkçe'sine. Günler gelmiş ve geçmiş aslında..

Kurguladığı dünyanın gerçekliği ve seçilen mevsimlerin uyumu arasında size tek düşen ayrıntılara takılmanıza gerek kalmadan seyre dalmak.

Film, ana karakterin felsefe öğretmeni olarak çalıştığı okulda, kitaplarla dolu bir evde, deniz kıyısında yıllanmış ama yılların etkisiyle bir kimlik kazanmış güzel bir yazlıkta, eski bir model olan yaşlı annenin kedisi ile yaşadığı dağınık evde ve Fransa dağlarının herhangi birine konmuş büyük, kalabalık ve sakin bir dağ evinde geçiyor.

Her yerde huzur hakim.
Huzursuzluğun ortasında dahi sinirlenmek yok, öfke yok.
Düşüncelerin doğru bir şekilde aktarılmasıyla birliktelikler de kuruluyor, hayatlar da birbirinden ayrılıyor.

Doğaya ve kitaplara sığınmak için,
Biraz sakinleşmeye ve konuştuğumuzda anlaşabileceğimiz birilerine ihtiyacımız varken izlenesi bir film.



"Eğer istediğini elde edersen daha az mutlu olursun. 
Sadece mutluluğa ulaşmadan önceki o an gerçekten mutlusundur."
.
.
.






-Bu filmi öneren CNBLUE'dan Lee Jonghyun'a teşekkürler-

25 Ağustos 2017 Cuma

Danger! K-Pop Giremez!

Bugün tüm hayatımı sorguladığım o olağan günlerden bir gün. Kendimi ve çevremdekileri, hayatımı ve gidişatını. Böyle zamanlarda odamda karanlıkta oturup sessizce tavanı seyretmek birinci etkinliğim olsa da, bazen kendime kendimle eziyet etmektense müzik dinleyerek yürüyüş yapmayı tercih ettiğim zamanlar olur. İşte bugün de böyle yaptım. Ben bir K-Pop aşığı değilim, hatta belki nefret ediyor bile olabilirim ya da anlamıyorum belki de. Koreceyi öğrenmeden önce her şarkının anlamına bakar öyle dinlerdim. Açıkçası bir şarkının söylemek istedikleri bana göre çok önemli, yani sözleri ama o disco müziği değil. Bu yüzden belki de K-Pop'u anlayamıyorum ama dinleyenlere de tabi saygı duyuyorum (bir psikopat derecesinde değillerse tabi ki, yani Oppa!! Oppa!! diye geberiyor, Oppasının don rengine kadar biliyorlarsa bu normal değil. Üzgünüm...) Benim düşünceme göre K-Pop'ta anlam yok, his yok, duygu yok!! Eğer ki hayat bana güzel, 신나게 춤만 추자!! (o zaman dens!) diyorsanız o başka tabi. Peki şimdi bana şunu sorabilirsiniz, ben Korece bilmiyorum, anlamını nasıl anlicam hacı? Merak etmeyin, önereceğim şarkıları anlamak için dil bilmeniz değil hissetmeniz yeter. Korece bilmediğim zamanla şu zaman arasında şarkılardan aldığım tat farklı değil. Dinlediğinizde siz de anlayacaksınız. ^^

Neyse... Peki ben ne dinliyorum. Benim dinlediğim tarz Kore'de K-Indie olarak geçiyor, bunun yanısıra bazen damardan denebilen Ballad'lar, K-Rock da var. Hadi o zaman, loş bir odaya gidiniz, kulaklığınızı takıp, önerdiğim şarkıları teker teker dinleyiniz. Zira seansımız bittiğinde uyumak isteyeceksiniz, ama sıkılmaktan değil hafiflikten...

못 - 헛되었어

담소네공방 - 사람들은 왜

노리플라이 - 여정

자우림- 스물다섯, 스물하나

요조 - 보는 사람

장희원 - 나무에 걸린 물고기

홍재목 - Snowdrop

젊은이 - 걸어도 걸어도

조정희 - Waltz for S.P

문문 - ROACH

젊은이 - 떠나

이나래 - like a star

도마 - 이유도 없이 나는 섬으로 가네

Bu şarkılar kalbinizi avcuna alıp önce sıkıp acıtan sonra üzülüp okşayıp yine de sizi sizin kadar anlayan şarkılardı. Yaklaşık bir saatinizi verdikten sonra dinlediğiniz bu güzellikler umarım beni teselli ettiği kadar size de yaramıştır. Ah içim çürüdü mü dediniz yoksa?? Napalım ben hayatının büyük çoğunluğunda depresif bi insandım. Ama merak etmeyin eğer bu yazım beğenilirse aşık olanlar, olmak isteyenler ve ya havalar güzel deyip mavi gökyüzünün bile mutlu ettiği o sevgi pıtırcıklarına da bir liste yapacağım.

Neyse bu karmaşık duygularla sizi baş başa bırakıyorum. Şimdi gözleri kapatıp rüyalar kurmanın tam zamanıdır.

또 봅시다!





24 Ağustos 2017 Perşembe

Lee Sang Yoon'dan Seçmeler

Ne yapsa yakışıyor ne yapsa üstesinden geliyor denecek nadir insanlardan bu güzel insan. Büründüğü her rolün hakkını veriyor ve asla kendini tekrarlamıyor. Seçtiği roller de üzerine öyle güzel yakışıyor ki senaryo tercihinde gösterdiği nadidelik de irdelenmeden geçilecek gibi değil. Oyunculuğunu bu kadar geç keşfetmek üzüntü veriyor. Ne olurdu daha erken başlasaydı oyunculuğa ha! Nolurduğğğğğ!!!!!


ANGEL EYES


İzlediğim ilk dizisiydi. Başlarda pek sarmadı. Aslında sonlara doğru da sarmadı. Sanırsam 10. bölümde bıraktım. Ama neden bıraktım bir sor! Kadın başrol illallah ettiriyor da ondan. Yani Boys Over Flowers'ı bitirmiş olmam bile bir mucize bu kadın yüzünden. Halbuki dizi ne kadar ponçik ne kadar içten bir o kadar da güzel senaryolu ve Sangyoon'lu. Vıcık değil, konusu da ilginç. diyecek fazla söz yok bu dizi için. Nitekim çok hatırımda da kalmamış soğriii. Ama izleyin, izlettirin.

TWENTY AGAIN / SECOND TIME TWENTY YEARS OLD


Ahh... My meymun. Burada ikinci kez aşık oldum ona. ilk izlediğimde sevmiştim. Sonra dün içimden yeniden izlemek geldi. Bir günde bitirdim ve tekrar aşık oldum. İlk aşık oluşum bir sonraki bahsedeceğim On The Way To the Airport dizisinde olmuştu. Bunu ikinci kez izleyince roller arasında asfaltları ağlatan geçişine şahit olunca tekrar aşıkladım. Bakayım iyi mi yapmışım? Valla iyi yapmışım. Hem yetişkin dizisi hem de üniversite hayatını içermesiyle beni iki yönlü vurdu. Sıradan insanların hiç de sıradan olmayan düşünce şekli ve insanın insana saygı duymasındaki güzelliği bir kez daha gözüme soktu bu dizi. Gerçek hayatta hepimiz nasıl da çocuksu ve çirkiniz. Yüzüme bir tokat gibi fışkırtıldı bu sefillik yeniden. Mutlu son mu? Kişiye göre değişir. Benim için mutlu bir sondu. Her ne kadar açık uçlar kadar tiskindiğim bir şey olmasa da dünyada, bu dizi ucu biraz daha açık bitirilebilinirdi. Neden olmasındı? Ama böyle de güzeldi.

En sevdiğim ost'ları da şöyle bırakayım.


Roy Kim - You Don't Love Me


Jung Joonil - Fine Day


Yoo Sung Eun - Oh You Yeah You

ON THE WAY TO THE AIRPORT


Airport falan deyince uçaklı bir afiş bekliyor insan değil mi? Halbusi ki dizinin havaalanıyla olan tek bağlantısı kadın başrolümüzün hostes olması ve beyimizin zırtpırt yurt dışına gidecek kadar, bu kuyunun suyu nereden geliyor şeklinde akıllara zarar getirecek zenginliğiyle sınırlı kalıyor. Sahiden de bu dizide gerçekliğe en yakın olmayan kısım burasıydı. Adamın öyle pek matah da bir işi yoktu ancak canı kadını görmek isteyince soluğu Tayland' da alıyordu nasılsa. Hem de son dakika biletleriyle! Gel gelelim benim de dahil olduğum fakir kesimimiz bu lüksü asla kabul edemeyecek, içine sindiremeyecek ve diziyle alakasını kesecek raddeye bile gelebilirdi. Ancak dizide gerçekliğe uzak olan tek kısım bu değil. Başrollerimizin öyle kafa yapıları var ki, bknz: gerçekleşen bir olay sonucunda karşı tarafın göstereceği o ütopik tepkiyi adeta genel geçer insan tipinin verebileceği alelade bir tepki olarak düşünüp anında empati yapmak suretiyle zihin okumaları vb. sizi bu ütopik düşünce tarzının genel geçer olduğuna ikna edebilecek bir inandırıcılıkla davranıyorlar. Halbuki ikisi de yaygın insan tipinden o kadar uzaklar ki. Ve bu asla kötü bir şey değil -en azından bu dizi için- Kısacası absürt durumlara verdikleri olgun tepkilerin bende uyandırdığı yankı bambaşkaydı. Normal bir insanda gözlemleyemeyeceğiniz bu olgun tepkiler beni her iki karaktere de hayran bırakarak aşık etti. Kim Haneul her ne kadar yaşına taş çıkartan bir vücuda sahip olsa da Lee Sang Yoon'cuğumuzun yanında daha güzel bir çehre görmek istiyor insan. Öyle temiz öyle mis öyle çiçek gibi tazecik kıymetli bir tanecik ki insan hep kendi gibi güzel şeylerle beraber olsun istiyor o. Yine de bundan kötüsü de olabilirdi diyerek kendimizi avutuyor ve bu konuyu kapatıyoruz.

WHISPER


Bir gün bir Sangyoon temalı yeni bir dizi yeni bir Sangyoon. Burada kendisi iyi adam-turn to kötü adam-turn to iyi adam(neredeyse). Bunun da hakkını vermiş mi? Hıhı vermiş. Asla kumda oynamıyor asla kötü durmuyor. Bu dizide beni benden alan tek şey, hısımlarıyla olan güç savaşında her hamlelerini uygulamadan önce birbirlerine haber vermeleriydi. Hayır, her atacağın adımı neden söylüyorsun abe kazma. Hısmı da ondan keriz o da söylüyor. Kimse de demiyor ki biz neden her yaptığımızı gidip çatır çatır söylüyoruz. Sonuna kadar da böyle gitti. Tam kazanacak duruma geliyor biri, bir bakıyorsun yine gidip "Bu sefer ben kazanacağım bak sana bir tuzak kurdum muhaha!!!" diye haber veriyor, karşı taraf da "Tanrım senden razı olsun, böyle düşmanım olsun bin yaşasın!" deyip ona bir counter attack hazırlıyor ve bu böylece uzayıp gidiyor. E 16 bölüm gel de bunu izle şimdi. Gerçekten yapamadım. Halbuki Secret'dan sonra, gördüğüm en güzel enemy-turn-to-lover kadın-erkek ilişkisini yaşıyorlardı, ama... olmadı, tutunamadım. Belki günün birinde çok çaresiz kalır ve "yarım bıraktığım dizileri tekrar izliyorum günü" yaparsam devam ederim. Yine de imdb tutumuyla bir puan verecek olursam 6'dan düşük vermezdim. Gisel yani.

Sevgili Lee Sangyoon'cuğumuzun hiç yaşlanmamasını ve daha nice dizilerini görmek dileğiyle, esenlikle kalın sevgili yer elmaları.

Enjoy.